İlginizi Çekebilir

Akla Karayı Seçmek: Kelimelerin Hikayesi

Farkında olmadan günlük hayatımızda kullandığımız o kadar deyimler var ki; az kelimeyle çok şey anlatmak istediğimizdendir belki de... Bunlardan biri de "Akla karayı seçmek" deyimi, günlük hayatımızda sıklıkla kullandığımız bu deyimin çoğunuzun nereden geldiğini, nerden çıktığını merak ettiğinizi biliyorum... Sorumluluğunuzda olan bir projeyi ya da görevi veya işi önünüze herhangi bir engel çıktığında onu başarmak için akla karayı seçeriz... Hikayemizde tam da bu nokta da çıkmaktadır ak ile kara arasında seçim yapmak zorunda kaldığımızda dilimize yerleşmiştir... Şimdi gelelim hadi bu deyimin ilginç hikayesini hep beraber okumaya. Bilirsiniz ki namaz İslam dininin direğidir, ve Müslümanlara namaz farz kılınmıştır... Namazında belirli bir zaman dilimleri vardır, sabah, öğlen, ikindi, akşam, yatsı gibi... Deyimimizin çıkış noktası da sabah namazıdır... Çok eski zamanlarda güzel mi güzel bir köy varmış, bu köyde insanlar çiftçilikle ve hayvancılıkla uğraşılarmış, kendi ekmeklerini yapar, kendi sebze ve meyvelerini en doğalından toplar beslenirlermiş. Bu yüzden köylüler sabah en erken saatte kalkar tarlalarının ve hayvanlarının başına geçerlermiş. Bu güzel mi güzel köyde bir de küçücük bir cami varmış, küçük ama bir o kadar güzel ve bakımlı camiymiş. Bu güzel camide güneş ilk doğduğunda ışıltınızı adeta elini uzatır; mihraba, minbere, halılara, hatta camiye gelen insanların bile tenlerine dokunurmuş... Günlerden bir gün o camiye bir imam tayin edilmiş, fakat bu imam diğer imamlardan oldukça çok farklıymış. Yeni gelmesine rağmen çok kısa sürede hemen köylülerle samimi olmuş, kendini sevdirmiş ve köylüleri bu sayede beş vakit namaza davet edip, camiye getirmeyi başarmış. Köylüler bu yeni imam sayesinde büyük heves ve huzurla camiye gidiyor ibadetlerini yerine getiriyorlarmış, sonra tekrar huzur içinde evlerine dönüyorlarmış... Fakat içlerinden biri varmış ki sormayın gitsin, o da köyün muhtarı... Tabii o zamanlar şimdiki gibi hoparlörle ezan okunmuyor. İmam sesinin yankılanacağı çok yüksek bir yere çıkıp ezanı o şekilde okuyormuş. Sabah ezanları hariç hiç bir sorun yokmuş, biliyorsunuz ki uykunun en tatlı yeri sabah ezanının genellikle okunduğu saatlerdir, işte köylüler de uykunun en tatlı yerinde olduğu için ezanın sesini duymayabiliyorlarmış. Hatta daha doğrusu ezanı sadece muhtar duymuyormuş :) ve bu yüzden sabah ezanını duyamadığı için de camiye gidemiyormuş. Muhtar bir gün artık yeter deyip, sabah namazlarını kaçırmamaya karar vermiş. Ertesi gece sabah namazına yetişebilmek için hiç uyumamış, gecenin bir yarısı caminin yolunu tutmuş, fakat muhtarımız çok erken gittiği için cami kapalıymış, sonra imam efendiyi uyandırmaya gitmiş... Hoca gecenin bir vakti hızlıca çalan kapıyı açıp karşısında muhtarı görünce neye uğradığını şaşırmış "Muhtar efendi, daha sabah namazına çok vakit var git uyu" demiş ve göndermiş muhtarı... Bizim şaşkın muhtar morali bozuk şekilde evine dönmüş ama uyumamaya kararlıymış ve uyumamış, saatlerce kulağını ezana vermiş, kaçırmamak için, lakin bizim uykusuz ve şaşkın muhtarımız tam ezanın okunacağı saat uyuya kalmış :). Tabii bizim muhtar oldukça morali bozulmuş ve tam ezan okunacağı vakit uyuya kaldığı için oldukça üzülmüş, Ertesi gün ahdetmiş, ama bir gece öncesinde yaptığı gibi uykusunu ihmal etmemiş. O gece normal vaktinde uyuyup, sabah vaktinde kalkıp güzelce abdestini alıp caminin yolunu tutmuş... Ama camiye gittiğinde bir de ne görsün; Bütün cemaat camiden çıkıyor, anlamış ki sabah namazını yine kaçırdığını... Bizim muhtar yılmamış ve yine her gün sabah namazı için camiye gitmiş ama her seferinde kaçırmış... Tabii o zamanlar çalar saat ne arasın :) Bir gün dayanamayıp imam efendiye sormuş: "Hocam ben her gün erken kalkmama rağmen bir türlü yetişemiyor, cemaat nasıl yetişiyor? Ne yapmam lazım bana akıl verin" demiş... İmam efendi gülümsemiş, ve cevap vermiş... "Güneş doğmasına yakın alacakaranlık vardır, sen yanında ak ile kara bir ip bulundur, o vakit iki ipliğe de bak, eğer hangisinin kara, hangisinin ak olduğunu seçemiyorsan sabah namazı kılınabilir, ama renkleri ayırt edebiliyorsan sabah namazı geçmiş demektir" demiş... Muhtar o gece imam efendinin dediğini yapmış ve sabah namazına bu sefer vaktinde gidebilmiş nihayet. Fakat sabah namazına yetişmek için ak ile karayı seçmiş :)… İşte ak ile karayı seçip, zor bir işin üstesinden gelip çözümü bulunan her olayın sonunda günümüzde "Akla karayı seçmek" şeklinde kullanmaya devam etmişiz bu şekilde...

Bu İçeriğe Ne Tepki Verirsiniz?