İlginizi Çekebilir
Doğala Doğru

Bir Fincan Kahvenin 40 Yıl Hatırı Vardır: Kelimelerin Hikayesi

Doğala Doğru
Misafirliğe gidilen dostun evinde, bir bahar akşam üstü, evin balkonlu mutfağında, içeriye hafif hafif bir esinti girerken,  hoş muhabbetle içiliyorsa o kahveler, gerçek olabileceğini inandığım bir deyimdir. Kahve dediğimizde ilk başta buram buram kokusu gelir burnumuza. Sonra bir anda gözünüzde dumanı üzerinde tüten bir fincan kahve canlanır. Ardından kulağınıza sevdiklerinizin hoş sesi gelir. Ne güzel değil mi? " Bir fincan kahvenin kırk yıl hatrı vardır" dediğimizde ise, aslında bizlere iyiliğin unutulmaması gerektiğini hatırlatır, bizlere bir kahve ikramının bile iyilik olarak kabul gördüğünü ve asla unutulmaması gerektiğini hatırlatır. Çünkü hatırlanan ve karşılık bulan iyilikler, aynı zamanda güvenilir dostlukların inşasını kurar.. Kahve bağımlısı biri olarak da çok sevdiğim ve bazen kullandığım bir ata sözüdür, bazen işe yarayabilir tavsiye de ederim. iş ki, o anda bunu anlayabilen biri olsun yeter yani 😊. Bütün atasözleri ve deyimlerin olduğu gibi, hepimizin içini ısıtan bu sözün de elbette hikayesi var... Okuduğunuzda eminim ki, günümüzde kaybettiğimiz bir çok değerleri bir kez daha anlayacaksınız. Bu keyifli hikayemiz de Üsküdarlı Bilge Yusuf ile Rum balıkçı Stelyo arasında geçmektedir...
Takvim yaprakları 1895'i gösterirken Eminönü Yemiş İskelesi civarında bulunan balıkçı kahvesine giren Osmanlı zabiti "Bre Yusuf, herkese benden okkalı bir kahve, ama şurada oturan Rum Palikaryası'na yok. Ona kahvem de akçem de haramdır" der.
Bilge Yusuf kahveleri ikram eder. Bir kahve de Palikarya Stelyo'nun önüne koyar.  Zabıt adeta kükrer:
"Ben ona haramdır demedim mi?"
Yusuf Bilge istifini hiç bozmaz: "Komutan, o kahve benden. Ona da helaldir" der.
Stelyo minnetle bakar Yusuf'a.
Bunun üzerine yıllar geçer, ve takvim yaprakları 1905 tarihini gösterdiğinde Samos Adası'nda Rum İsyanı başlar. Damat Ferit Paşa adaya asker çıkarır,  Bilge Yusuf da Damat Ferit paşanın askeridir ve adaya çıkanlar arasındadır. Ancak ilk çatışmada esir düşer, ve maalesef 2 yıl yatar zindan adalarında... O 2 yıl  sonunda Rum çeteciler esir pazarında satışa çıkarır Yusuf'u. Pazarcılar Mezatta avaz avaz bağırır "5 para, 7 para" derken, o cığırtkan seslerin arasından bir ses  yükselir.
"O Türk'e 5 kuruş. Hemen alıyorum!"
Pazarda bir sessizlik hakim olur. Rum alır Yusuf'u, arabasıyla köyün dışına çıkarır. Denize yakın bir yerde at arabasını durdurur. Döner Yusuf'a:
"Serbestsin Bilge Yusuf" der.
Yusuf inanamaz duruma, Rum'un ellerine kapanır. "Beyim, kimsin necisin, beni neden özgür bıraktın" der.
Rum, hemen 12 sene öncesine yemiş iskelesine dönerek uzun uzun anlatmaya başlarken, tüm  detaylarıyla o günü anlatır. "Şimdi hatırladın mı? İşte ben, bir fincan kahveyi helal ettiğin balıkçı Stelyo" der.
Stelyo ve Yusuf birbirlerine sarılırken göz yaşları oracıkta sel oluvermiş.. Stelyo'nun yardımıyla Yusuf kaçak yoldan İstanbul'a varır, ve bu dostluk hemen orada bitmez tam 35 sene devam eder.. Her yıl birbirlerini ziyaret ettiklerinde ise, ziyaretleri sırasında mutlaka kahve içerlermiş karşılıklı... Çocuklarına, torunlarına anlatırlar hikayelerini. İşte bu dokunaklı hikaye de, bir fincan kahvenin 40 yıl hatırı vardır sözünün bugünlere gelmesini sağlamış. Bir fincan kahvenin 40 yıl hatırı olacağı güzel dostlarınız olsun hayatınızda 😊.

Bu İçeriğe Ne Tepki Verirsiniz?