İlginizi Çekebilir

Yelkenleri Suya İndirmek: Kelimelerin Hikayesi

Çok sevdiğimiz insanlara karşı yaptığımız bir eylem demiştim... Bazen yorulursun, sevdiğin kişiden gelebilecek her türlü hayal kırıklığını önceden sezmek için devamlı açık tuttuğun alarmların, her kelimesinin arkasındaki potansiyel iğneleri ortaya çıkarabilmek için 7/24 kullandığın tarayıcıların, emin olmadan bağlanmamak için devamlı eşikte tutmak zorunda hissettiğin ayağın, hepsi aynı anda çöker bazen... Ve iyi gelir sana bu çöken sistem sana, işte o anda sen çoktan "yelkenleri suya indirmişsindir"... Gözünü grilere dikmek yerine beyazlara kaydırmayı seçersin belki de..."-ne yapacak da dünyanın sonunu yazacak?" diye omuz silkersin.. ne olabilir yani? Yaşamda her zaman dik tutmak için ölümüne kastığın kuyruğun ile yüz bin ton ağırlığındaki yelkenlerin yere paraleldir artık tebrikler :). İşte o an rahatlarsın, yabancı biri yerine yumuşak bakmaya başlar gözlerin, zaten aslında bu eylem içerisinde olduğun zaman sen ne zamandır bu teslimiyeti özlemişsindir... Bazen günlerce, haftalarca, aylarca o yelkenlerin gölgesinde kalırsın. Sabrı taşırmadan mesafeni koruyarak, yeterli azmi gösterirsen de o yelkenleri suya indirtebilirsin, yeter ki  sen, yelkenin de dümenin de farkında ol... Bazen önümüze çıkan şartlara teslim olmazsak şartlar değişir ve sana teslim olurlar... Şimdi gelelim hikayemize akıntıya karşı yüzmek zordur bilirsiniz, hele bir de bu zorluğa zorundaysan, akıntıya teslim olan çer çöpe inat, son gücüne dek teslim olmayanlardır kahramanlar… Bir de akıntının yönünü değiştirmek sevdasına kapılanları vardır bu kahramanların. “Ya İstanbul beni alacak ya da ben İstanbul’u!” diye ahdedip sonra akıntının yönünü değiştiren bir kumandan Fatih Sultan Mehmet gibi... Gemileri karadan kızaklarla yüzdüren, akıntıya karşı kulaçlar yetmezmiş gibi bir de toprağı yara yara ilerleyen bir orduya kumandan… “Bu imkânsız!” diyenlere “İmkânın sınırlarını görebilmek için imkânsızı denemek lazım!” diye resti çeken kumandan… Fatih Sultan Mehmet henüz 7 yaşlarındayken hocası aynen şunu der: “Dağ ne kadar yüksek olursa olsun, yol onun üzerinden geçer. Sen dağ olmaya heveslenme, asla gururlanma; yol ol ki, herkes senin üzerinden geçerken, sen dağların bile üzerinden geçesin.” öğüdünü verdikten sonra yıllar geçti tahta çıkmak zamanı geldi. Sultan Mehmet için akıntıya karşı yüzmek zamanı başlamıştı. Artık vakit, üstüne üstüne gelip onu geriye iten sulara göğüs germek vaktiydi... Eski dönemlerde yelkenli gemiler, rüzgâr veya kürek gücüyle yüzdürülürdü. Bir gemi yabancı sulara girince, saygı ifadesi olarak yelkenlerini indirirmiş.  Fatih Sultan Mehmet tarafından İstanbul'u fethinden önce boğazın kuzeyinden gelebilecek saldırıları engellemek için Anadolu yakasındaki Anadolu Hisarı'nın tam karşısına Rumeli hisarını inşa ettirmiş. İşte Fatih Sultan Mehmet Rumeli hisarını inşa ettirdikten sonra Karadeniz'den gelen bir Ceneviz gemisine yelkenlerini indirmesi emri vermiş ve Fatih Sultan Mehmet ise yelkenlerini indirmeyen gemilerin topa tutulmasını emrini vermiş, ve böylece gemiler yelkenleri ile birlikte denizin dibini boylarmış. Günümüzde kullandığımız "yelkenleri suya indirmek" deyimi işte bu ilginç hikaye ile karşımıza çıkmaktadır.  

Bu İçeriğe Ne Tepki Verirsiniz?