Rüya

Dr. Sigmund Freud ve Carl Gustav Jung rüyaları anelizleyen ilk psikanalistlerdir. Yani pozitif bilime monte etmeye çalışan öncüler. Freud aslında mesleğe psikiyatrist olarak başlamamıştır, sinir bilimcidir. Doğal olarak ikisi de tıp mezunudur ve psikanaliz teorisini ortaya koymalarından dolayı ve bunu belli bir regresyon analizi gibi bir analize monte etmelerinden dolayı modern tıpla araları açılmıştır. Modern tıp ve psikanaliz teorisinin tartışmalarını öğrenmek için google amcamıza “freud wars” yazmamız yeterli olacaktır. Demem o ki gittiğiniz hastanelerdeki psikiyatristler, psikanaliz ile hastaları tedavi etmezler. Yani rüya analizi yapmazlar, bize ilaç verirler veya şöyle düşünebilirsin, böyle düşünebilirsin gibi  masallarla coh cohlayıp şutlarlar. Psikanalist olmak ve rüya analizi yapmak oldukça zor bir iştir. Yıllarca tıp okuyarak  iyi bir psikanalist olabilmek için artı olarak mitoloji, antropoloji, filoloji, sosyoloji gibi bilimleri de okumak gerekecektir. Doğal olarak yıllarca tıp okuduktan sonra bu bilimleri de okumak her tıp öğrencisinin harcı değildir.   20. yüzyılın başlarındaki freud, jung gibi öncü psikanalist teorisinin abilerinin ARGE çalışmalarından günümüze kadar gelen psikanalistler çok bir şey katamamıştır. Elbette binlerce akademik makale yazılmıştır. Lakin hâlâ belli bir sayısal analize oturtulmuş bir veri yoktur. Bu sebeple hâlâ insanlar psikanalist teorisine pek olumlu bakmamaktadırlar. Peki rüyalar nasıl sayısal bir veriye oturtulabilir? Örneğin sürekli tekrar eden bir rüyada “köpek ısırması” görmek ve gören “kişilerin” günlük hayatındaki seçimleri , tavırları, olumlu veya olumsuz düşünceleri, stresli olup olmadıklarını hissetmeleri kaydedilebilir. Lakin bu çok önemsenecek derecede bir veri olmayacaktır. Bunun araştırmasını da bu bilimle uğraşanlara bırakmakta fayda var? Kısaca rüyalar psikanaliz sayesinde hoca, falcı işi dışına çıkan ayrı bir bilim dalı olmuştur. Televizyonlarda rüya tasvirleri yapanları psikanaliz okuduktan sonra gülerek izleyebilirsiniz. Artı olarak gördüğümüz rüyalar gelecekten bir kesit de değildir. Zaten yaşamış olduğumuz geçmiş hayatımızın sembolik bir şekilde bize aktarımıdır. Günümüzdeki psikanalistlerine göre 3 çeşit rüya vardır: Üst beyin rüyaları.
  • Cerebral cortex
Bilinçaltı rüyaları.
  • Unconsciousness”
Alt beyin rüyaları.
  • “Id”
Bilinçaltı ve id farklı şeylerdir ve beyindeki yerleri de teorik olarak farklıdır. Doğal olarak rüyaları da farklıdır çünkü içerdikleri semboller farklılık gösterir. Rüya nedir? Nereden gelir? Günümüzde ki psikanalistlerinin son verilerine göre rüyalar tüm sinir sistemimizin bize “sembol dilini” kullanarak gösterdiği bir sinir sistemi ve nöron ağının işlevidir diyebiliriz.

Sembol dili nedir?

Sembol dili ilk olarak freud ve jung adlı şahsına münhasır beyefendilerin keşfettiği bilinç altının dilidir. Rüyalar sembol diliyle konuşarak bize kendini gösterir lakin sembol dili bizim uyanıkken ki hayatımızı yöneten “cerebral cortex” yani üst beyin dilinden anlamaz. Yani uyanıkken çalışan bilinçli beynimizin diliyle “sembol dili” farklıdır. Bilinci yerinde olan beynimizin dilleri Türkçe, İngilizce, İtalyanca, Rusça olabilir. Lakin bu dillerin hiç biri sembol dilini ne yazık ki ifade edemez. Doğal olarak bizim rüyalarımızda gördüğümüz gemi bilincimizde yer eden gemi değil, dünya bilincimizde yer eden dünya değil, uçmak uçmak fiili değil, kedi bilincimizde yer etmiş kedi değildir. Hepsi rüyalarımızın gidişatına göre farklı anlamlar taşıyabilmektedir. Rüyalar nereden gelir? Beynimizi iki farklı bölge olarak düşünürsek, üst beyin (cerebral cortex) ve alt beynin (id) birbirinden farklı görevleri mevcuttur. Beynimizde sinir sistemimizin bir parçasıdır. Omur iliğimizin içinde bulunan sinir ağı bütün organlarımızdan, ellerimizden, ayaklarımızdan, duyu organlarımızdan vs. gelen verileri işleyerek bir çoğunu kaydeder işte bu kayıt edilen verilerin bazıları olumlu bazılar olumsuz kayıtlardır. Cerebral cortex yani üst beynimizin temel görevleri şöyledir: Konuşmak, koklamak, görmek, dokunma duyusu, düşünmek, tat almak, felsefe yapmak, para kazanmak, problem çözmek , okumak, öğrenmek, dil öğrenmek, ana dilimizi konuşmak, her hangi bir dine veya lidere tabii olmak kısaca uyanıkken ki bütün hayatımızı yöneten bölüm üst beyindir. Üst beyin beynin sadece %27’lik kısmını kaplar. Iq denen bölge üst beyindedir. Bir insan William James Sidis gibi zeki olabilir yani bu üst beyninin büyük bir kısmını kullandığını gösterebilir. Alt beyin yani id görevleri nelerdir ? Alt beyin bizim bilinç dışı olan beynimizin kısmıdır. İsminden de anlaşılacağı gibi beyindeki fiziki bölgesi cerebral cortex’in altındadır. Beynimizin yaklaşık %73’lük kısmını oluşturur. Modern tıp yani nöroloji bile alt beynimizin tam olarak nasıl çalıştığını bilmiyor lakin tabi ki teoriler üretebiliyor. Tam olarak psikanalizin ürettiği gibi. Alt beynimizin yaptığı işler kısaca hormon salgılanması, bezlerin kontrolü, hissetmek, iç organlarımızın kontrolü gibi yani kısaca bilinçli olarak kontrol edemediğimiz ve sistemimizin çalışmasını sağlayan bütün kontrol alt beynimize aittir. Kimseye mutlu ol dediğinizde mutlu olamaz. Çünkü alt beynin hipofiz bezine emir vermesi ve belli bir hormonu salgılatması gerekir. Kimseye mideni durdur veya kalbini şu ritimde çalıştır diyemezsiniz. Kimseye şu yaranı şu şekilde iyileştir veya kanser hücresini yen diyemezsiniz. Bunların hepsinin kontrolü alt beyne aittir. Yani esas sistemi ayakta tutan yer. Bilinçaltı nerededir? Bilinçaltı cerebral cortex’le alt beyin arasındaki sembolik bir nöron ağı çizgisidir. Yani bizlerin ağzımızdan düşürmediğimiz “bilinç altı” kelimesi sembolik incecik bir nöron ağıdır.  Peki, neden bu kadar incedir? Çünkü insanın cerebral cortex’i ana rahmindeyken ve 0-2 yaş arasında neredeyse hiç devreye girmez. 0-2 yaş arasındaki çocuğa konuşmayı hemen öğretemeyiz, bilinçli dünyamıza ait düşünceler, dinler, liderler gibi kavramları ulaştırmayız, çünkü kakasını dahi tutmaktan acizdir. 2-7 yaş arasında cerebral cortex’imiz bulanık olarak devrededir. 2-7 yaş arası çocukları konuşmayı yeni yeni öğrenir, yazar, çizer Dünya’ya ait dillere ait kavramları öğrenir. Yani kaleme kalem demek için cerebral cortex’te bir kaç nöron birleşir ve onun adı kalem olur. Anne babasının adını öğrenmek için bir kaç nöron ağı cotex’te birleşir ve annesinin babasının adını öğrenir. Din, felsefe, düşünceler aynı bu şekilde nöronların ağ örmesiyle oluşur. (evet gökten inmiyor ?) Cerebral corteximizin devre dışı olduğu 0-7 yaş arasındaki hayatımızdaki bütün sinir sistemimizden gelen kayıtları bilinçaltımız kayıt eder. Bu kayıtlar olumlu veya olumsuz olabilir. Bilinçaltımız 7 yaş sonrasını da kayıt eder lakin asıl olarak en çok kayıt yaptığı zaman 0-7 yaş arasıdır.  Yani gördüğümüz rüyaların büyük bir bölümü buradan ürer. Çünkü biz uyurken “cerebral cortex” devre dışıdır. Kısaca rüyalar psikanaliz biliminin araştırma konusudur. Arkadaşlarınıza, yakın çevrenize, falcıya vb. Kişilere danışarak bilgi edinmeye çalışmamanızı öneririm. Rüya görmek mükemmeldir hele ki benim gibi sürekli olarak rüya görüyorsanız uyuduğunuz 8 saat içerisinde 8 günlük olaylar yaşarsınız ve artık normal yaşamdan daha çok zevk veren bir aktivite gibi hissedebilirsiniz. Bir süre sonra alışacaksınız ve rüya görmek için uyumak isteyeceksiniz... Unutmayın gerçek hayatta yapamadığınız çoğu şeyi rüyalarınızda yapabilirsiniz ve eğer bunu doğru kullanırsanız kim bilir belki de bir ömre sığdıramayacağınız hisleri 20 saniyede yaşayabilirsiniz ?

İlgili Haberler