Yaşam

Akıl Beden Kadar Önemlidir

Kaybetmemek için nefes alabilmek gerekiyor; dönem dönem alıyorsan sıkıntısız, oksijen mukaddes bir şey; şükrettin mi, etmelisin, arada sırada nefes alamıyorsanız iç sıkıntılı olabiliyor, sıkıntılarınızın sıklığı artıyor sonra, köken aynı ne de olsa: pozitif geribildirim mi devşirmeyesi…. Tam da o anda boğulmamaksa çok zor, bence; evet, en azından bana zor geldi bir dönem, çevremdeki herkesin aklının başında olmasını kıskanıyordum, “keşke benim aklım ciğerlerimde olmasaydı keşke” diyordum, hatta burnumda bile olabilirdi emin değildim, dönem dönem hava almasına yarayacak bir delik var orada, akciğerimin tekini dağda kaybetmiştim, yine olsa yine kaybeder miyim? Asla! , ama kalanı yetmiyor işte bazen, bir tarafından oynanmaya başlandığı zaman diğer taraf bunu bir tarafa kaydediyor ve üst sınıra yaklaşıldığında bünye çığlık atarak alarm veriyor...

Uzun zamandır geçirdiğim sıkıntılı zamanlardan dolayı, uykularım oldukça düzensiz bir hal almıştı, gece gündüze karışınca haliyle bunu düzeltmem gerektiğini anladım, bu yüzden bir gece uyumadım, niyetim gündüz uyumamak ve gece erken saatte yatıp ertesi sabah erken kalkmak. Tabi gün boyunca yaptığım uyku kaçırıcı faaliyetler akşama kadar çıkmamı sağlayamadı, ama yine günün çoğunu atlatmıştım, en sonunda kendimi uykuya bıraktım, geceye kadar yarı uyanık halde verimsiz bir uyku geçirdim, gece iyice etraf karanlık hale gelince ve aynı zamanda verimli bir uyku geçiremediğimden zihin tuhaf oyunlar oynamaya başladı, gördüğüm rüyalar bulunduğum yerde, nasıl yattıysam aynı pozisyonda geçiyordu. İşte bu anda zaman ve mekân aynı olunca rüya ve gerçek birbirine karışmaya başladı, normalde bir rüya halinde yaşanılanları anlayabiliyorken bunu yorumlayamaz hale geldim. Hatta yatakta tek başımayken yanıma birinin gelip yattığını bile sandığım çok oldu, yetmedi  yanımda birinin olduğunu görmek için döndüğümde uyandığımı fark ediyordum ve bu uyanış süreci normal bir süreç gibi olmadığından anlık da olsa hala rüyanın devam ettiğini ve tabi bir yandan da yaşadığım rüyanın gerçek olmadığını düşünüyordum, halihazırda olmayan şeyler bile farkındalık halini etkilemiyordu, bu rüya şekli iyice endişe vermeye başlamıştı….

Bu endişeyi azaltmak için olmayan walkmanimi başucumda alıp karışmış kablolarını düzelttikten sonra dinlemeye başladım, tabi bunu yaparken rüyada olduğumu bilmiyordum, bunu gerçekten yaptığımı düşünüyorum,  dinlemeye başlayıp müziğin belirsiz olduğunu fark edince rüyada olduğumu anlayabildim. Hatta öyle bir hal oldu ki rüya olgusundan kurtulmak için gerçekten olan bir şeye tutunma ihtiyacı hissettim, bir anlık her şeyin bittiğini sanıp odadan çıktığımı düşündüğümde tekrar kendimi yatakta bulmak çok tuhaf bir hale soktu, bu algıdan çıkma döngüsü bir kaç kez gerçekleşti ama en sonunda gerçek anlamda uyanabildim, tabi sonunda oldukça yorgun bir zihinle. Akıl sağlığımı o an kaybettiğimi düşündüm, gerçek ile rüya algımı basit düzeyde yerle bir etse de akıl sağlığının gerçek anlamda bir kez daha ciddi bir şey olduğunu anladım, çünkü buna yönelik en ufak sanrı bile kişinin kontrolden çıkmasına sebep oluyor, haliyle durumu yönlendiremiyorsunuz.

 

Hiçbir şeye ve kendime inanamadığım bu sefil dünyanın karanlık ve korkulu bir odasında, zihnimde, kendi kendimle mücadele ediyordum. Benim en büyük düşmanım beynim ve savaşım onunlaydı, savaştım ve savaşıyorum da… dünya acıdan ibarettir. Tarih ne çıldırışlar gördü ne de olsa herkes kendininkini en önemlisiymiş gibi hissediyor, yargılamıyorum asla anlayabiliyorum, her şeyi anlamak bazen yorucu olabiliyor farkındayım, her şeyi fark etmek, hassas olmak büyük bir lanet gibi gelirdi ve sadece direndim… Akıl sağlığı öyle bir şeydir ki, çocukluktan büyüklüğe geçişten sonra, düşünceyi bazı dayanaklar üzerinde tutan raylarda, düşünce desenleri üzerinde dışarı savrulmadan dolanabileceğimiz bir oyun parkı gibidir, bu oyun parkının en büyük özelliği de üzerinde gittiğimiz raylarla koltuk düzeneğini fark etmememizdir. Psikoloji üzerine deneyim sahibi insanların bu gidiş yolunu fark edip haritasını çizmeleri, ya da dışına çıkmaları olası olduğu gibi, psikoloji üzerine hiçbir şey bilmeyen biri bu oyun parkında hiç beklemediği anda bilmediği sebepten dışarı savrulunca yolunu bulamayabilir. İlaç/kafa yapan madde kullanımları çok etkili geldiğini düşünüyorlar bu noktada, çünkü kişi kendisine ya da başkalarına zarar verdiğini düşünmeye başlamışsa doktora gidip depresyon ilacı falan yazdırabilir. Her psikolojik soruna o kimyasalların faydalı olacağına inanmıyorum, hatta ben bazen psikoloji denen şeyin var olduğuna bile inanmıyorum, bu noktada insanların biraz da kendilerine yardım etmeleri, bunu istemeleri lazım. Biz bir şeyleri yoluna koymaya çalışmadıktan sonra, başkalarından (doktor, aile, çevre) yardım beklemek yersizdir, en çok da psikolojisinin yıllardır bozuk olduğunu düşünen insanlara üzülüyorum, durup kendilerine "ben mutlu muyum?" ya da "ben ne istiyorum?" diye sormuyorlar mı? Ya da ben bu durumdan ne kadar mutluyum, hiç mi gücüm yok ayağa kalkacak? Hayatımda olan insanlar bana gerçekten ne katıyor? Ya da “her şey ters gidiyor kendimi hemen kapatmalı mıyım”?

Her şey ters giderken karamsarlığa kapılmak kolaydır, kişisel görüşüm maalesef bu riskli bir dayanıksızlık göstergesidir, şunu unutmayın mutluluğunuz ve akıl sağlığınız bir oyunun içinde ve durumu anlatmak için yalnızca bir yol yok. Ayrılığı bir trajedi olarak da görebilirisiniz, büyümek için bir fırsat olarak da… Durumun gidişatını belirlemek için hangi yolu seçeceğiniz size kalmış. Peki, ihtiyacınız olan şeyi kendinize veriyor musunuz? Kendinize iyi bakmak, telkin etmek, sağlıklı beslenmek ve kendinizi gözetmek çoğu zaman geri plana attığınız şeyler olabilir, bunun sebebi belki başkalarını kendinizden daha fazla düşünmeniz, belki de mutluluğunuzu başkalarına bağlamanız olabilir. Bunlar kendinize yapacağınız en büyük kötülüklerden olmanın yanı sıra hayatı çok olumsuz bir penceren görmeye de neden olabilir., önce kendinizi düşünmelisiniz bu asla egoizm değildir, sadece kendinize değer vermek ve başkalarından beklemeden kendinizi sevmektir.  

Kendi hayatlarımızı yine kendimiz karmaşıklaştırıyor ve evet bazen bundan büyük keyif alıyoruz, bir çoğumuz acıdan besleniyoruz ve hayatta başımıza gelen şeyler için kendimizi suçluyoruz, ama şu var ki hayatımızı kolaylaştırmak ve güzelleştirmek bizim elimizde, söylemesi kolay demeyin tahmin edemeyeceğiniz bu konuda deneyimler yaşadım, kendime anlatmak bile bazen ağır gelebiliyor hatta, Hiçbir şey göründüğü kadar kötü; hiçbir şey inandığımız kadar olumsuz değil inanın! Her şeyi açık seçik görmemize engel olan ne varsa zihnimizden çıkarmak gerçek iç huzuru yakalamak için atılması gereken ilk adım olduğuna inanıyorum, bazen kendinize ulaşılmaz hedefler önünüze koyuyorsunuz değil mi? Peki, bu hedefleri kendinize koyarken hiç mümkün olup olmayacağını enine boyuna düşündünüz mü hiç? Endişeye, hayal kırıklığına ve işe yaramazlık hissine neden olan imkânsız hayaller kurmayı bırakmanız lazım, bu akıl sağlığımızı tehdit eden en büyük unsur ve en kötü unsurdan biridir.

Kendini kıra, bayıra atamayan oturuyorsa kalksın, balkona çıksın, pencereyi açsın, evde çiçek baksın. Güzel bir şarkı açsın, evdekilerle şakalaşsın, ne üzerine olduğu mühim değil, laflasın, belki şimdi dokunmanın, sarılmanın zamanı değil, ama bugünler geçince alışkanlık etsin, dokunsun, konuşan kişinin gözlerinin içine baksın, telefonuyla, bilgisayarıyla fazla vakit geçiren kardeşinize, annenize, babanıza oradaki hiçbir sanal şeyin -oyun, sosyal medya, chat, ıvır zıvır- evinizdeki gerçek ilişkilerden daha değerli olmadığını söyleyin, çay demleyin onu davet edin, bunlar işe yaramazsa korkutun hatta ilişkilere büyük hasarlar verdiğini anlatın. Dışarıda gürül gürül bir dünya var... Bugün değilse yarın, yarın değilse yarından sonra gelecek ay, biraz mikro âlemden makro evrene koşmanın zamanı gelmedi mi sizce de?

“Huzurunuzu tehdit eden bütün düşünceleri bir kenara atıp zihninizi sevgi ve dürüstlükle temizleyin.” “ Luis Espinoza”

İlgili Haberler

Hakkımızda

Seni Sen Yapan Değerlere Dönüş Hareketi