Kültür

Köroğlu ve Robin Hood Karşı Karşıya

Bugün sizlere masalsı ve destansı bir karşılaştırma örneği sunmak istiyorum. Biri bizden, bu kadim topraklardan “Köroğlu”, diğeriyse Avrupa’nın kuzeyinden üzerinde güneş batmayan diyarlardan Büyük Britanya’dan “Robin Hood”…

İngiliz folkloristi Thomas Percy, Büyük Britanya topraklarında çıktığı yolculukta halkın diline doladığı bir halk kahramanının izini sürer. Zenginden alıp fakire veren, doğal demokratik bir sistem içerisinde asla övgü kaynağı olamayacak ancak zulmün olduğu topraklarda bir çıkış noktası, bir kahraman idolü olarak sıkı sıkıya tutunulacak bir kahraman oluverir Robin Hood.

Dağların, ormanların efendisidir kendisi.  Çocukluk dönemlerimizin en çok izlenen çizgi filmlerinden, en çok okunan çizgi romanlarından olan Robin Hood, İngiliz ovalarından; sarp ve ormanlık Britanya dağlarından aşıp da beyaz cam ile evlerimize konuk olduğundan beri “ Benden selam olsun Bolu Beyi’ ne…” türküsünün sesini pek duyamaz olduk. Aslında tanışsalardı belki de amansız bir mücadelenin ortasında; âdeta bir kovboy düellosunun karşıt kahramanlarına dönüşecek olan Robin Hood ve Ruşen Ali, nam-ı diğer Köroğlu, eşkıyalığın ya da haydutluğun canlı simaları olarak tarihe adlarını yazdırmışlardır. Köroğlu, benzer özelliklerinin ve dönemsel koşulların eşliği nedeniyle Türklerin Robin Hood’u olarak ifade edilegelmiştir. Bu yazıda ise işte tam da bu noktada biz de Robin Hood’u, İngilizlerin Köroğlu’su olarak ilan ediyoruz.   

 

 

Sonradan üretilen, icat edilen kültürel ögelere ‘’fakelore’’ başka bir deyişle ‘’sahte folklor’’ denmektedir. Richard Dorson’un, Amerikan kahramanı Paul Bunyan’ ı fakelore olarak etiketlemesinin ardından elbette gözler diğer ülkelerin sözde ya da özde kahramanlarına yöneltildi. Kimi araştırmacılar; Robin Hood için de sahte, uydurulmuş karakter nitelemelerini yaptılar. Köroğlu’ nun da gerçekten yaşamış bir kişi mi yoksa Türk inanç ve mitolojik sisteminin vücuda getirdiği hayali bir karakter mi olduğu sorusu hâlâ güncelliğini koruyor.

Köroğlu üzerine çalışmış bilim adamlarımızdan İlhan Başgöz, eşkıya yaratmanın toplumsal başkaldırırın en ilkel biçimi olduğunu belirtiyor. Eşkıya, haksız ve hukuksuz bir biçimde zengin olanların, halka zulmedenlerin karşısında durup da onlara cezalarını veren birisi olduğunda halkın gözünde sevilen, sayılan bir kahramana dönüşüyor. İnsanların, demokratik sistemin bu kadar içselleştirildiği günümüz dünyasında dahi Süperman’i, Batman’i bu denli seviyor olması insan belleğinin geçmişinde bir yerlerde aranabilir. Bunu bulmak ise çok da zor olmamalı. İnsan, sürekli kendi elinin uzanamadığı, gücünün yetmediği işleri başarabilecek kutsal bir kurtarıcı aramıştır. Bunu bulamadığı zamanlarda hayal gücü, öykü yazabilme yeteneği ve dillendirilen türlü masallarla kendi kahramanını kendisi yaratmıştır.

 

 

Kendi kahramanını kendin yarat furyasıyla ilişkilendirebileceğimiz, kendi eşkıyasını, haydutunu yaratma boyutunun ise daha çok toplumsal bunalım dönemlerinde ortaya çıktığını görmekteyiz. İlhan Başgöz, Köroğlu Düzeni adlı yazısında; XII. yüzyılda İngiltere’de bu yazıya da konu olan Robin Hood, XVIII.yüzyılda Karpatlar’da Oleksa Dovbuş, Sicilya’da Engela Duca, Birinci Dünya Savaşı sonrasında Çekoslovakya’da Nikola Suhaç’ın hep bu ihtiyacı karşılayan kahramanlar olarak ortaya çıktığını belirtiyor.

Köroğlu ile Robin Hood’u bu denli birbirine benzetmemizin altında yatan nedenlere bakalım şimdi de. Her ikisinin de öç alma duygularıyla yola çıkmış olmaları oldukça ilginç bir benzerlik gösterir. Aslında Joseph Campbell’ ın Kahramanın Sonsuz Yolculuğu adlı kitabında vurguladığı gibi her kahraman önce bir isteksizlikle karşılık verir mücadele çağrısına ancak bu çağrı yönünü bir yakınına zarar vermeye çevirdiği an artık ok yaydan çıkar ve kutlu kahraman zırhlarını bürünmeye başlar.

Star Wars film serisinde Luke Skywalker’ın da kendisini büyüten üvey anne ve babasının öldürülmelerinin ardından gücün farkına varmaya başladığını ve öcünü almak için mücadeleye atıldığını hatırlayacak olursak konu daha da aydınlanmış olur. Robin Hood’un da üvey anne ve babasının öldürülmesi ile gerçek kimliğini bulması tesadüf olmasa gerek. Köroğlu ise, Bolu Beyi’nin seyisi olan babasının gözlerine mil çekilmesinin ardından öç duygusu ile kendisini dağlara vurur. Robin Hood’un meskeni Sherwood Ormanı’yken Köroğlu da kendisini Çamlıbel’in yüksek tepelerinde bulur çoğu zaman. Her ikisinin de akıl hocası vardır. Rahip Gilles, Robin Hood’un; Kaman Ata ise Köroğlu’nun mücadelelerinde yön gösterici rollerini üstlenirler.

Kırat’ı sayesinde girdiği tüm mücadeleleri kazanmasını bilen Köroğlu’nun, kutsal atı aynı zamanda uçabilmektedir. Türk mitolojisindeki Tulpar’ın halk hikâyelerindeki formu olan Kırat, masalsı bir karakterdir. Yunan mitolojisindeki Pegasus ile her alanda mücadele edebilecek kadar da donanımlıdır. Robin Hood’un her şeyi vurabilen sihirli oku ise, kahramanın mistik aracı bağlamında değerlendirilebilir. Köroğlu sadece bir kavga, dava adamı değil aynı zamanda da şairdir, ozandır. Babasının gözlerinin açılmasını sağlayacak olan sihirli köpükleri babasına vermek yerine kendisi içtiğinden beri hem kahramandır, hem de şair. Gücünün ayrımında olan bir şairdir. “Ay yansın ağalar güneş tutulsun/ Parladı parladı çalın kılıncı/ Oklar gıcırdasın ayyuka çıksın/ Mevla’ nın aşkına basın kılıncı” dizelerinde hem giriştiği mücadelenin Allah aşkına da yerine getirildiğini vurgular hem de ayın yanması ile güneşin tutulması ile kendi savaşını eş değerde tutar.

Haksızın karşısındaki mazlum halkın en büyük umududur o. Robin Hood, türlü tuzaklarla düşmanlarını alt etse de Köroğlu asla tuzak kurmaz. Zaten tuzak haksız yere Doğu’ya mal edilmiştir. Oysaki asıl tuzakları kuran Batı olmuştur asırlarca. Düellonun ise ana yurdunu Batı’ya, Amerika’ ya bağlayan yazarların karşısında yine bir Köroğlu duruşu ile durup kır atımızı şaha kaldırıyoruz.

Yazıların, şiirlerin birbirilerini sözcüklerle çağırması gibi ormanın, savaş meydanının farklı noktalarında ayrı düşen esas kahraman ve yoldaşlarının da birbirlerini çağırmaları gereklidir. Köroğlu, kılıç arkadaşlarını mehteri; Robin Hood ise geyik boynuzunu kullanır. Çağrı aslında sadece yoldaşlarına değil tüm ezilen halklaradır. Zaten geyik boynuzunun ya da mehterin sesini çok iyi duymuş olacaklar ki İngiliz ve Türk halkları da bu çağrılara karşılık vermişlerdir. Zamanında Kırat’a binen tek bir şahsiyet var ise bugün Anadolu’da milyonlarca insan biniyor o Tulpar’a düş âlemlerinde. Köroğlu yukarıda alıntıladığımız mısralarda oklar gıcırdasın derken Robin Hood’a bir nazire mi yapmıştır bilinmez ama kılıcı, Robin’in oklarını ortadan ikiye ayıracak kadar keskindir. “Köroğlu der durman edek cengimiz/ Bunda belli olsun yiğit hangimiz/ Üç saat sürmeli burada hengimiz/ Tarih yazın şu dağlara nişane” dizeleri ile meydana çağırır düşmanlarını. Yiğitçe savaşır, düzenbazlığa asla bulaşmaz. Hem Robin Hood’ u hem de Köroğlu’ nu yakalayamayan ağalar, beyler, baronlar onu esir etmeleri için yanına gizlice adamlar yollasalar da bu tuzaklar kâr etmez.

Köroğlu’nun, mezardaki annesinin sütü ile beslendiğini rivayet edilir. Ondandır belki bu gücü, kuvveti. Sadece Bolu’da, Anadolu’da değil tüm Türk dünyasına yayılır namı. Yıllar geçse de unutulmaz. Robin Hood ise mücadelesi bitince Anna ile evlenir ve sıradan bir yaşam sürmeye başlar. Bizim eşkıyamız öyle midir peki? Silahın icat edildiğini duyunca, ‘’tüfek icad oldu/ mertlik bozuldu’’ diyerek, Kaman Ata’dan aldığı öğüdü de hatırlayarak kırklara karışır ve belki de Kırat’ına binerek farklı diyarlardaki mücadelelere atılır. Belki de bu yüzden kılıç, oktan daha kutludur.

İlgili Haberler

Hakkımızda

Seni Sen Yapan Değerlere Dönüş Hareketi