İlginizi Çekebilir

Buyurun Cenaze Namazına: Kelimelerin Hikayesi

Bazen öyle şeyler hiç beklemediğimiz anlarda, beklemediğimiz zamanlarda başımıza gelir, sıkışıp kalır işin içinden çıkamayacağımızı düşünüp ve bu durumlar bazen bize kötü sonuçlar doğurur, işte tam o anda "Eyvah! ben şimdi ne yapacağım" diye düşünürken, o sihirli deyim ağzımızdan dökülür: "Buyurun cenaze namazına"... Hiç bu deyimin hikayesini nereden geldiğini düşündünüz mü? Bu deyimin oldukça komik bir hikayesi vardır. O zaman buyurun deyimin hikayesine doğru sizi şöyle alayım. Tarih bilgisi az çok alan IV. Murat'ı bilir, bilmeyenleriniz varsa eğer size şöyle kısaca anlatayım: Sultan IV. Murad alkol, tütün ve kahveyi yasaklayan bir padişahtır... Yasağın sebebinin 1630'ların başındaki büyük İstanbul yangını olmuş ve yangın sonrası çıkabilecek bir ayaklanmaya karşı tedbir olarak İstanbul'daki kahvehaneler yıktırılır. Bu yasak çerçevesinde IV. Murat tütün ve keyif veren maddeleri kullananların ise öldürülmelerine dair fetva çıkarılır. Tütün içenlerden orduya mensup kişiler tespit edilince eli, ayağı kırılıp boyunlarının vurulduğu da oluyordu. Ayrıca meyhane ve kahvelerin Yeniçeri ve isyancıların toplanma mekanı haline gelmesi padişahı düşündürmüştü. Ancak içki ve tütün müptelâsının gözünü korkutmak için, ne ferman, ne ip, ne kazık, ne zaptiye, ne de sultanın kendisi yeterli olmamış. Hatta IV. Murat  bizzat kendisi özellikle geç saatlerde kıyafet değiştirerek yasağa uyulup uyulmadığını kontrol etti ve bulduğu şüphelileri öldürttü. Bu tebdil-i kıyafet teftiş uygulamasını sıklıkla yapmış ve birçok meyhaneyi gece kendisi bizzat baskınlar ve infazlarla kapattırmıştır işte hikayemizin olduğu dönemde tam tütün, içki, keyif verici madde yasağı koyar ve yasağa uymayanları şiddetle cezalandırıldığı dönemde geçmektedir. Bir gün Üsküdar’daki meşhur miskinler tekkesi civarında, birinin içinden diğerine geçilen bir evmiş. Evin yola bakan kısmı, görünürde normal bir kahvehanedir burası lakin içeri girince tütünün tüketildiği yeni bir kapı açılır. 4. Murad kendini belli etmeden oturur boş masalardan birine. Sultan Murad, tebdil-i kıyafet ederek derviş kılığına girmiş ve sözü edilen mekana gitmiş. Kahveci Sultan’ı tanıyamadığı için buyur etmiş. Kahveci: Baba erenler kahve içer mi? Padişah: Evet. Kahveci: Tütün içerler mi? Padişah: Hayır. Bu cevap üzerine kahveciyi bir telâş almış. Öyle ya, tütün içmeyen adamın burada işi ne. Ortalıkta padişahın tebdil-i kıyafet dolaştığı haberleri gezinirken, bu tedbirsizlik de olacak iş midir. Bir koşu, kahveyi hazır edip, eli titreye titreye dervişin yanına çöreklenmiş.
Kahveci: “Baba erenler ismi hâliniz?” Padişah: “Murad.” Kahveciyi eli titremesi bir yana başından aşağı dolu bir koca su boşalırcasına ter basmış... Kahveci: “Sultan’ı da var mıdır?” Padişah: “Var elbet.” Kahvecide bet beniz atmış, eli ayağı titreyerek “öyleyse buyurun cenaze namazına” deyip oracığa yığılmış. Sultan Murad, onun bu hâline pek gülmüş ve “bu seferlik af olasın” diyerek, oradan ayrılmış.

Bu İçeriğe Ne Tepki Verirsiniz?