Doğadaki Eczane

İnsan Neden Doğaya Bakınca Kendini Daha İyi Hisseder?

İnsan doğaya baktığında sadece güzel bir manzara görmez. Kendi içinde unuttuğu bir düzeni hatırlar. Ağaçların sessiz duruşu, suyun akışı, kuşların sesi, toprağın kokusu ve gökyüzünün genişliği insanın iç dünyasında derin bir karşılık bulur. Çünkü insan doğadan ayrı bir varlık değildir; doğanın içinden gelen, onun ritmiyle şekillenen bir canlıdır.

Doğa insanı yargılamaz. Acele ettirmez. Kıyaslamaz. Sadece var olur. Bu varoluş hali, modern hayatın gerginliğinden yorulan insana iyi gelir. İnsan doğada kendini ispatlamak zorunda kalmaz. Sadece nefes alır, bakar, duyar ve yavaş yavaş gevşer. Bu yüzden bir ağacın altında oturmak, denizi izlemek ya da gökyüzüne bakmak bazen uzun bir konuşmadan daha derin etki bırakabilir.

Modern insanın zihni çoğu zaman dar alanlarda çalışır. Ekran, masa, oda, bina, takvim, mesajlar ve sürekli yapılacak işler… Bakış daraldıkça iç dünya da daralır. Doğaya çıkmak ise bakışı genişletir. İnsan uzaklara baktığında sadece gözleri değil, düşünceleri de açılır. Gökyüzünün genişliği, insana kendi sorunlarının içinde boğulmadan daha büyük bir yerden bakmayı hatırlatır.

Kadim insanlar doğayı sadece kaynak olarak değil, öğretmen olarak görürdü. Ağaç sabrı, su esnekliği, toprak tevazuyu, gökyüzü geniş bakışı öğretir. Doğayı okumayı bilen insan, kendi hayatını da daha doğru okumaya başlar. Mevsimler değişimin doğal olduğunu, tohum sabrın değerini, kökler görünmeyen emeğin gücünü hatırlatır.

Doğada hiçbir şey aceleyle büyümez ama her şey zamanında olur. Ağaç mevsimini bekler. Çiçek güneşini bulur. Su engelle karşılaşınca kavga etmeden yolunu arar. İnsan doğayı izledikçe kendi hayatı için de işaretler alır. Belki bazı şeylerin zamana ihtiyacı vardır. Belki akışa güvenmek gerekir. Belki köklenmeden yükselmek mümkün değildir.

Doğaya bakmak insanın sinir sistemini de yumuşatır. Yaprakların hareketi, kuş sesleri, suyun ritmi, doğal ışık ve temiz hava zihni sakinleştirir. İnsan doğada daha az düşünmeye, daha çok hissetmeye başlar. Bu da iç dünyada bir toparlanma oluşturur.

Doğala Doğru okuyucuları için en sade davet şudur: Haftada birkaç kez doğaya sadece yürümek için değil, dinlemek için çıkın. Bir ağaca bakın. Bir kuş sesi duyun. Gökyüzünü izleyin. Telefonu biraz uzaklaştırın ve sadece orada olun. Doğa konuşur; insan yavaşladığında onu duymaya başlar.

Doğaya bakan insan, çoğu zaman kendi içine de daha şefkatle bakar. Çünkü doğa bize kusursuz olmayı değil, canlı olmayı öğretir. Eğri dal da güzeldir, dökülen yaprak da değerlidir, sessiz toprak da üretkendir. İnsan bunu gördüğünde kendini de daha doğal kabul etmeye başlar.

İlgili Haberler

Hakkımızda

Seni Sen Yapan Değerlere Dönüş Hareketi