Kültür

Salıncaktaki Bebek

 

Beyaz montunun ceplerine emanet etmişti ellerini, Ankara'nın ayazından korunsunlar diye. Gün boyu koridorları saran seslerin uğultusu zihninde debelenip durmuştu.

Öğrencilerini ve çocukları çok sevmesine rağmen aslında en çok sevdiği kendi çocukluğuydu. Gözleri, daha da minikti dünyanın bu kadar kirli olduğunu bilmediği yıllarda. Yüzünden düşlerine yansıyan bir kelime sanki onu izliyordu.

Kaldırımların sonuna geldiğinde sağ tarafındaki çocuk parkında çok tuhaf bir şey gördü. Kalakaldı. O an etraftan çekinmese şaşkınlıktan yüreğine dolan sözcüğü birden çığlığa dönüştürecekti.

Kırmızı salıncakta sallanıp duran minik bez bebek, ona alınan ilk oyuncağıydı. Hızlı adımlarla salıncağa yaklaştı. Ilık bir rüzgâr çalındı çapası gülümseyen küpelerine. Salıncağa ulaştığında dizleri üzerinde eğildi. Bebeğine sarıldı. O an, hadi kızım Selin artık eve gidelim diyen ses yüreğinde yüzyıllardır asılı kalan acıyı yerinden söküp attı. Bu ses, kızına aşık bir babanın, babasının sesiydi. Arkasına döndüğünde gördüğü yüz, hayatını çiçeklendiren sevgi dolu babasına aitti. Ayağa kalktı ve babasına o kadar sıkıca sarıldı ki sanki o an dünyanın tüm çocukları aynı anda babalarına sarılmış kadar sımsıkıydı.

“Baba, neredeydin?” sorusunu sorarken bu sorunun çok tuhaf olduğunu bile düşünmedi. “Bazen sonsuzluğa düğmeli ayakları babaların, belki bu yüzden koşar adım gittim buralardan kızım ama bak yine burada yanındayım!” dedi.

Selin, elleri babasının sımsıcak yüzünde dolanırken onu çok özlediğini söyledi. Baba kız birbirine bakarken esen rüzgar bir şarkı gibi ıslık çalıyor, havaya dolan ezgiler minik kızın yüreğine huzur veriyordu.

“Baba biraz daha kalabilir misin?” diye sorsa da babası ona “Söz veriyorum kızım seni daha sık ziyaret edeceğim ancak bugün gitmeliyim, bak sana getirdiğim bez bebek sallanmak istiyor, hadi onu biraz salla Selin.” dedi yumuşak bir ses tonuyla.

 

Selin, salıncaktaki bebeğini saklarken babasının çoktan gittiğini fark etti. Üzülmesi gerekiyordu belki fakat o an bebeğini eline aldığında içi mutlulukla doldu. Çünkü bebeği baştan aşağı babası gibi kokuyordu.

Bebeğe sarıldı ve onu evine götürdü. O yolda giderken ardından dökülen kasımpatılar minik kızın hüznünü huzura dönüştürmek için birbirleriyle yarışıyorlardı. Çünkü tüm çiçeklerden daha güzeldi bir çocuğun yüzü.

Babasına duyduğu özlemi yanında taşıyarak ilerledi evine doğru. Az kalsın, merdivenlerden düşecekti eve çıkarken. Kısa zaman sonra salonundaydı. Bir şiir okudu, kahvesini yudumlarken.

Sonra bir aralık kalkıp kitaplığına yöneldi. Şimdiye değin hiç fark etmediği bir kitap gördü. Yavaşça açtı sayfalarını, kitabın içinde bir şiir vardı. Çapalarından buram buram deniz akan, doğanın özünü yüreğine salan ve o deniz kokusu tüm odayı doldurmuşken kitabın arka kapağına bakakaldı.

Arka kapakta bir baba, kızını salıncakta sallamaktaydı.

 

İlgili Haberler

Hakkımızda

Seni Sen Yapan Değerlere Dönüş Hareketi