İlginizi Çekebilir
Doğala Doğru

Yaşamdaki Sınav Mücadelesi

Doğala Doğru
Yaşam görebilmektir, fark edebilmektir, doğayı içine çekebilmektir, bir karıncanın nasıl çalışkan olduğunu izleyebilmektir, görebilmektir hayat, ama biz kendi hayatlarımızı, yaşadıklarımızı görebiliyor muyuz? Yıllardır belki de bunun sürekli sorusunu sordum kendime, neden benim başıma böyle şeyler geliyor? Ben insanlara ne kötülük ettim? İlla başımıza kötü bir şey geldiğinde gerçekten onu hak etmiş olmamız mı gerekiyor? Çok yakın zamanlarda bu durumu sorguladığım bir yaşama şahit oldum, çok sevdiğim bir öğrencim yaklaşık 1 sene önce mide kanseri denen illet bir hastalığa yakalandı, daha gencecik üstelik bir tane küçücük çocuğu var, ailesi var, bu hastalık onun başına geldiğinde daha az görüşmeye başladım çünkü karşısında durmak gerçek bir güç gerektiriyordu, ben daha yeni yeni babamın ölümünü kabullenmişken üstelik üstüne kızım gibi sevdiğim kendimden ayırt etmediğim bir kadının kanser olduğunu öğrenmiştim, ne yapabilirdim ki inanmaktan başka ya da dua etmekten başka, saçlarının döküldüğüne şahit oldum, kaşlarının olmadığına şahit oldum, sarılmak istedim sarılamadım, yakın zamanlarda telefonla görüştük malum hala ülkemizde bu pandemi dönemi bitmedi ve sevdiklerimizle uzun süre görüşemedik, beni özlediğini ve gelmek istediğini söyledi, seve seve hemen kabul ettim, evimde misafir ettiğimde kanserin son evresinde olduğunu, kanserin tüm bağırsaklarına ve yumurtalıklarına yayıldığını, artık benim için yapılacak bir şey kalmadı dedi 39 kiloya inmiş kadın! ,tüm bunları derken gözlerinin içi gülüyordu, onun gözlerinin içi gülerken ben konuşmakta ve dinlemekte zorlandım, hayatımın belki de o an karşısında güçlü durmaya çalışarak sınavını verdim, ya onun verdiği sınav? Ailesi var küçücük çocuğu var? O an hemen “kendine gel yasemin, neye isyan ediyorsun nereye isyan ediyorsun, sen yaratandan daha mı adaletlisin!” dedim. Aslında kuralın ne kadar basit olduğunu anladım, yaradan yarattığını geri almak istiyorsa aniden, vadesi geldiğinde alıyor. Ölmediysen ve başından kötü bir şey ya da bir hastalık geçiyorsa bil ki o ölüme ya da mutsuz sona giden bir yol değil, o bir sınavmış, neden diye bile sormadım hayatında kimseye kötülük etmemiş, kimsenin arkasından konuşmamış, bir karıncayı incitmekten bile korkan kadının başına neden bunlar geliyor diye bile sorgulamadım,  bu dünyada yaşayacağı daha kötü günlere izin vermiyordur dedim belki de, her şeyin bir sebebi ve sonucu vardır ve bunların hiç biri de mantıksız değildir. Şimdi gözlerinizi kapatın ve hayallere dalın, kurduğunuz hayallerde bile sınavları yaşadınız değil mi? Ve biz yoğunlaştıkça aslında tüm gerçekleri görmeye başlıyoruz, yüreğimizin sesini dinledikçe içimizde yeşeren doğanın filizlerini hissediyorsunuz, hissettikçe gelecekle ilgili daha iyi kararlar vermeye başlıyoruz, peki başınıza ne geleceğini, neler yaşayacağınızı nerden bilebilirsiniz ki? Aslında her şeyin temelinde kabulleniş ve teslimiyet vardır, başımıza ne gelirse gelsin, sorgulayıp isyan edeceğimize, belki de teslim olup sadece gerçeği görmeliyiz. Koca evrende dünyanın her yerinde binlerce insan dünyaya geliyor. Gelen her insan beraberinde gizemli bir yaşam doğuyor. İlk evresini ağlayarak başlasak da hayata, devamını kimse ne yazık ki bilemiyor, ama şunu unutmayın evrenin mutlak bir hesabı vardır, nefes almamıza son verilmediği müddetçe olan her şeyde bir sebep vardır, sadece ölümün vadeyle ilgisi olan bu koca evrende neyi neden yaşadığını çözmek en sevdiğin pazar bulmacası gibi düşünün, bence dediklerimi bir düşünün, karşınızda onca şey yaşamış, deneyimlemiş ve üstelik onca örnek varken size önerim inanmak, eğer inanırsanız yapabileceklerinizi ruhunuzda duyarak yeni bir haftaya yeni bir aya yeni bir yıla ve hatta yeni bir yaşam hikâyesine başlayabilirsiniz. Sizler ne yaparsanız,  kendinize ne sunarsanız karşılığında onun ziyafetini bir güzel yaparsınız, yeter ki isteyin ve yeter ki inançlı olun, siz istemediğiniz sürece kimse sizi zoraki bir serüvene sürükleyemez, tıpkı bir yaprağını sürüklediği gibi hayata akışına kendinizi bırakmayın. Bu sınavlar hayatımızın hemen her anında karşımıza çıkıyor kimi sözlü, kimi yazılı, kimisi de uygulamalı, eğer vicdan sahibi iseniz zaman zaman onu da bu sınava tabii tutarız, tüm bunları yaparken de önemli olan kendinizce sınavı en iyi şekilde sonuçlandırmaktır, nasıl olsa seçim size bırakılmış etkilenecek olan yine sizsiniz. Belki zamanında kendinize iyi davranmadınız, belki de başkasına iyi davranmadınız, ya da bir kötülük ettin, ne olursa olsun bir bedel ödemek lazım değil mi? Dünyada doğaya, hayvana, insana bu kadar kötülük edenler bedel ödemiyor mu? Bedelleri sadece yaptıkları onca affedilmeyecek hatalara karşı hapis cezası mı elbette değil, bedelin en ağırını onlar kendi içlerinde ödüyorlar, yaşadıklarımızla bunu tespit ettin diye de bedel ödemeyi kabul edip öyle oturmayla da olmaz, o bedeli bile bile ödersiniz ancak dersini alırsanız ayağa kalkarsınız, olması gereken budur, asıl amacımız deneyimlediğimiz olayların bedelini kendi içimizde verip ayağa kalkmak, bitmez mi bu sınavlar peki? eğer öğrenmen gereken daha çok şey varsa asla bitmez. Yani aslında size yaşatılanın sebebi böyle dönüşmen içindir, ölmeniz ya da yok olmanız için falan değil. Mesela bedel ödediğini kabul edip, o bedelin içinde kalırsanız ne olur? Evrenin planına uymamış oluyorsunuz,  hatta evrenin size inancını bile yok saymış oluyorsunuz.  En basiti hiç aklınızı karıştırmayın, sana dersini alman, dönüşmen, iyileşebilmen ve daha doğru yaşayabilmen için verilen sınavda sınıfta oturup sırayı karalıyor ve herkes dağılsa da sen o sırada ömrünün sonuna kadar oturmaya karar veriyorsun, kulağa ve göze de ne kadar mantıksız ve komik geliyor değil mi? Çünkü hayatın seni daha iyi yapmak istediği arzusu kadar kendinle ilgili güzel bir dönüşüm arzun, başarı arzun yok mu? Ne yapalım hepimiz sınavlarımızdan dolayı hayata mı küselim? Depresyona mı girelim? Yaptığımız en basit şeyi mi yapalım İsyan mı edelim? Sınav olmadan yaşam daha iyi olurdu değil mi? ama hayatında bir kuralı çok düzenli olması gerektiğidir,  sınava hazırlık yapmayan birini düşünelim, önüne kâğıt geliyor ama sorularla ilgili aklında herhangi bir cevap yok, başlasa nerden başlayacak bilmiyor ki! kafasını kaldırıp sağ sola bakarak derin bir “offffff” çekerler, çünkü sıkılmışlardır, bazen de pervasızca sesler çıkarıp dikkati dağıtır, çevresindekilerin de, bazen sık sık saatine bakar, aklında tek bir şey vardır zaman dolsa da hemen dışarıya çıksam, sınav bitiş saatini tetikte bekler adeta, tamam belki hayatta istediğiniz başarıyı yakalamamış olabilirsiniz en azından yapabileceğinizi en iyisini yaptınız mı? Tamam, bu kadar işte, elinden geldiğini yaparsan en azından düşüncede rahat olursun. Unutmayın! Hangi sınavın içinde olursanız olun, nefesin senden alınmadığı sürece, hatta nefesin senden alınmadığın, alığın her nefesin salisesinde içindeki o ipuçlarını, o geri dönüş arzunu, o nasihatleri, dersleri ve yaratılışında sana bahşedilmiş tılsımı topla, hayata dönüyor, sıkı sıkı sarılıyor ve hendekleri atlayarak kahkahalarla bu yolu koşmaya devam edelim hep birlikte, çünkü başımıza gelen her sınav bazen bir istek, bazen bir ihtiyaç, bazen de bir zorunluluktur. Hepimiz gece yatmadan önce o gün yaşadıklarımızı düşünüp bir değerlendirme yapmıyor muyuz? Geçtiğimiz günleri değerlendirdikçe, hesaplar verdikçe daha iyi yerlere geleceğiz hem birlikte hem de :) Ya bir de hayatı şöyle düşünün, ellerimizde balonlar ve önümüzde doğa ile iç içe bol yeşilliklerin olduğu engelli koşunun parkurundayız ve bizler de yarışmacı, o engelli parkurlarını hoplaya ve zıplaya zıplaya geçiyoruz, ben o engelli parkurlarından geçerken yüzüme sıçrayan her çamurda kahkahalara boğuluyoruz, her bir engeli atlayıp ayağım takılıp dizim kanadığında önce canım acıyıp sonra sinirden gülüyorum, sert rüzgârın yüzüme vuruluşlarına rağmen, dizlerimin kanamasına rağmen, yüzüme çarpan çamurlara rağmen ben koşuyu güle oynaya tamamlayacağım. Peki ya sen?

Bu İçeriğe Ne Tepki Verirsiniz?