Sarımsak binlerce yıldır yalnızca bir baharat değil, geleneksel sağlık kültürünün önemli parçalarından biri olmuştur. Antik Mısır’dan Anadolu’ya, Akdeniz’den Asya’ya kadar birçok kültürde sarımsağın özel bir yere sahip olması tesadüf değildir.
Sarımsak ezildiğinde veya doğrandığında alliin adlı bileşik allisin ve diğer kükürtlü bileşiklere dönüşür. Sarımsağın karakteristik kokusu da büyük ölçüde bu bileşiklerden kaynaklanır. Bu maddeler damar fonksiyonu, antioksidan sistemler ve inflamasyon dengesi açısından araştırılmaktadır.

Sarımsak özellikle kan basıncı, damar esnekliği, lipid profili ve antioksidan sistemler açısından uzun yıllardır inceleniyor. Taze sarımsağın yanı sıra bilimsel çalışmalarda standardize edilmiş yaşlandırılmış sarımsak ekstreleri de sık kullanılmıştır.
Yakın tarihli randomize kontrollü çalışmaların meta-analizlerinde sarımsak kullanımının hipertansiyonu olan kişilerde sistolik ve diyastolik kan basıncında anlamlı düşüşler sağlayabildiği bildirilmiştir. Bazı araştırmalarda LDL kolesterol ve damar sertliğiyle ilişkili belirli göstergelerde de olumlu sonuçlar görülmüştür.
Sarımsak aynı zamanda Akdeniz tipi beslenmenin doğal parçalarından biridir. Zeytinyağı, sebzeler, baklagiller, balık ve tam tahıllarla birlikte kullanıldığında tek bir takviyeden çok daha geniş bir beslenme düzeninin parçası olur.
Doğala Doğru açısından sarımsağın en güzel tarafı budur: Kalp dostu yaşam her zaman karmaşık olmak zorunda değildir. Bazen mutfağımızda yüzyıllardır duran bir diş sarımsak, doğanın bize sunduğu en sade ama en değerli desteklerden biri olabilir.