İlginizi Çekebilir
Doğala Doğru

En Kötü Karar, Kararsızlıktan İyidir

Doğala Doğru
Karar vermek bir özgürlük müdür? Bazen karar vermeye zorlanmışsınızdır, kendi kararlarınızın peşinden gitmek yerine başkaları sırf üzülmesin diye, onların kararlarının peşinden gitmişsinizdir. Çıkmaza girersiniz, suni hayat mecranızda öyle suni seçenekler çıkar ki karşınıza sanki yanlış kararı verseniz uçuruma yuvarlanacak, tepe taklak olacakmışsınız gibi... Sanki doğru karar diye bir şey varmış gibi bir izlenim yaratılır, karar vermemeye karar vermek de bir seçim tabi. Karar vermek zorunda kalmamanın yolu kaderci olmak değil elbette, hatta tek bir tane kaderimizin olmadığın gerek karar vermek zorunda kalmamak için. Günler boyu düşünürsünüz içinizde bir kararsızlık fırtınası kopar, bir kördüğüm haline gelmiş gelgitlerinizin bir anda çözülüvermesi, nefes alabilir hale gelmek ne güzel bir duygudur oysa ki, bir okyanusun fırtınadan sonraki sakin halini yaşamak, rahatlamak, gülümsemek... Sonra düşünürsünüz en kötü kararın bile kararsızlıktan iyi olduğuna bir kez daha hak verirsiniz. Çocukken hep bir yolda yürüdüğümde, önümde duran kaldırım çizgilerini takip eder "yol beni nereye götürürse oraya gideceğim" oyununu oynardım, o zamanlarda bilmeden, o kaldırım çizgilerin sonu hep kuytu köşede bol yeşilliklerinin olduğu yere çıkardı yıllarım, kader oyunu gibi gözükse de aslında öyle değildi. Bu beynimin en boş, en duru zamanında, beynin vitesini boşa alarak kat edilen yol, hani su minibüsçülerin peygamber vitesi dedikleri şey... Büyüdükçe her karar vermem gerektiğinde saklandım, kaçtım insanlardan, bilincim ne zaman aşağıya doğru çekilse küçüklüğümde o takip ettiğim çizgileri gözüm arar, farkına varmadan çok gittiklerim oldu, farkına varmadan çok şehir değiştirdim hepsi de ani bir kararla oldu, kendi kanımı döküp her seferinde ben kendi canımı yakmıştım... Her karar vermemde ise parçalarımı dağıttım, toplamam belki yıllarımı aldı ama her seferinde doğru karar verdiğimi kendimce! düşündüm...Bazı kararlar öyledir ki, hayatınızın akışını tamamen değiştirecek yönde olurlar. 2 yoldan birini seçmek zorundasınızdır, ya birlikte, ya ayrı... Geceleri uyuyamaz, kafayı başka yere veremezsiniz, düşündükçe de kalbiniz mengeneyle sıkılır gibi olur. Vereceğiniz karar onun hayatı için, eline bir daha belki geçmeyecek, geçemeyecek fırsatlar için dönüm noktası... Ama ben bir sonbaharı, kışı, ilkbaharı belki de yazı bu koca evde gözümü tavana dikerek yalnız geçirmek için hazır hissetmiyorum kendimi.   Doğrusal ve bölünebilir bir düzlem gibi karar vermek, bu parçanın nereden ve ne ile kesileceği ile ilgili olup, insan yaşamının devasa zaman dişlilerini ömrü hayatına sığdıramamanın bilinçli aczi ile örtülmeye çalışan bir geçiştiricilik, aceleciliktir, karar verme çılgınlığı ipini koparıp, geleneksel patoloji izlerinden sapmadan fakat amacından saparak yerini soru sormaktan karar alma bağımlılığına terk etmiştir. En azından bu bir genel durumdur ve acı olan bunun farkındalığının % ile bir ilgisinin henüz olmadığıdır. Bazen o kadar çıkmasa girersiniz ki "Keşke şu an dünya dursa" diye düşünürsünüz, aslında en zoru sadece iki seçeneğinizin olması, çünkü bu iki seçenek her zaman birbirinden en keskin çizgiler ile ayrılan ve birbirine tamamen zıt yollardır. Bundan daha kötüsü ve acı olanı ise önünüzü görememektir. Hangi seçeneğin size ne getireceğini ve neler götüreceğini tahmin edememektir. Tüm bu olan bitenlerin yanında  bir de verilecek karar sonrası geriye dönme şansınızın olmaması eklenirse öyle bir durumun içine düşersiniz ki, bu da emin olduğunuz tek şey sadece karar vermek zorunda olduğunuzdur. Şöyle düşünün öyle ya da böyle bir gün öleceğiz ilk başta bu basit ilkeyi sakın bunu unutma! Seçtiğin her yol, pişmanlıklarla dolu olsa bile, asla diğerini tercih ettiğinde daha az pişman olacağını bilemezsin. Bu pollyannacılık değil hayır, bu büyümek! Büyü artık! Her tercih vazgeçişse, öyle ya da böyle bir şeylerden vazgeçeceksin. seçeceğin seçimin sana zor gelse de hayatının değişebileceğini unutma... Hayatın seçim şansı tanıyor olduğunun farkına var, ve sen farkına varmadan hayat sana bir şans tanıyor... Peki, ya mecburiyetler olsaydı? Büyümenin hep sıkıcı, hep yorucu, hep sorumluluk yüklü seçeneğin peşinden gitmek olduğunu sanma. mutsuz olduğun sürece bu seçim kime ne kadar iyi gelecekse sana o kadar kötü, o kadar ağır gelebilir. Belki bugün taşıyamayabileceğin bir yük olarak görürsün, ama değişeceksin, yaşam standardın değiştikçe hislerin de düşüncelerinde değişecek... Neden, başka bir yolda gitmek isteyesin ki? Hep hislerin galip geliyor değil mi? Demek ki tüketemediğin bir şeyler var seni oraya, ona çeken, biraz daha git üstüne, kaybedeceğin ne var? Hiç mi? Yalnız değilsin! Evet belki önüne başka seçeneklerde çıkacak karşına ama evrenin sana verdiği bir hediyeyi tersine karar verirsen, evren yaşam boyunca tüm sahip olduklarınla belki seni sınayacaktır. Buna karşın acı ve korkunun da dimdik ayakta durması şaşırtıcıdır. Bu satırlarımın sonlanması da bir yıldızın patlamasına denk düşmüştür belki.

Bu İçeriğe Ne Tepki Verirsiniz?