İlginizi Çekebilir
Doğala Doğru

Yeni Yıl Kutlamaları (?)

Doğala Doğru

Yeni yıl kutlamaları dünyanın birçok yerinde yüzyıllardır yapılmaktadır. Türklerde yeni yıl geleceği zaman kendilerine özgür ritüeller eşliğinde bu kutlamaları yapmıştır. Her milletin ve her kültürün kendine özgü farklı kutlama şekilleri bulunmaktadır. Orta Asya Türklerinden itibaren Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde de yeni yılın gelmesi Türkler için önemli bir dönem olarak görülmüştür.

Yeni yıl kutlamalarına ve yeni yıla bakış açısını bugünün penceresinden değerlendirmek oldukça yanlış olacaktır. Bu konuya farklı bir pencere açmak gerekirse Türkler yeni yıl kutlamalarını tarihlendirdikleri zaman dilimi 21 Mart’tır. Yani baharın geldiği gündür. Çünkü Türkler için yeni yılın gelmesi demek, doğanın canlanması ve ağaçların bitkilerin yeşillenerek meyve vermesi, hayvanların otlatılması, meralara götürülmesi gibi önemli hayvancılık, ticaret ve ekonomik faaliyetlerle ilişkilidir.

Dolayısıyla Türkler yeni yıl kutlamalarını Nevruz Bayramı gününde yapmışlardır. Hatta mart ayının yeni yıl olma durumu çok yakın tarih tarihlere kadar ülkemizde de devam etmiştir. Ekonomik yılbaşı olarak yine mart ayı ele alınmıştır. Türk tarihinde yeni yıl kutlamalarına baktığımızda bir çam ağacı süslemek, ağaç kesmek ve benzeri bir durum söz konusu değildir. Fakat Türkler ağaç dallarına ve hatta daha önceden kesilmiş olan bazı ağaçların gövdelerine çeşitli süslemeler yapmışlardır. Bu ağaçların başında kayın ağacı gelmektedir, zaten Türklerin nazardan korunmak, herhangi bir isteğin yerine gelmesini sağlamak, dilek dilemek amaçlarıyla küçük boylu ağaçlara ya da kayın ağaçlarına çaput bağladıkları, renkli bezler bağlayıp dualar ettikleri bilinmektedir. Bununla beraber özellikle Osmanlı Devleti zamanında yeni yıl kutlamaları yani Nevruz kutlamaları farklı bir boyut kazanmıştır.

Osmanlı Devleti döneminde nahıl ağacı ismindeki ağaç süslenerek şehrin bir yanından öbür yanına kadar dolaştırılmıştır. Buradaki amacın bolluk ve bereket yeni yılın çok daha başarılı kutlu ve zaferlerle dolu geçmesidir.  O dönemlerde bir Osmanlı düğününe tanık olan John Covel günlüğüne şunları not etmiştir: “Bir direğin etrafında, telden yapılmış bir piramit üzerine, çıtalarla tutturulmuş oyuncaklar, renkli kâğıtlar, çiçekler, balmumundan yapılmış meyveler olan kırk nahıl, yirmi tanesi yolun bir tarafından yirmisi diğer tarafından iki saf halinde geçti.”

Aynı zamanda bir kutlama, o ülkenin güçlü olduğunun da bir göstergesidir. Çünkü törenler, kutlamalar, şölenler, şenlikler ve düğünler toplumların, ailelerin gücünü göstermek bakımından önemli seremoniler olarak değerlendirilmektedir. Yeni yıl kutlamalarını bu bakış açısıyla değerlendirdiğimizde daha farklı görüşler ortaya koyabiliyoruz.

Tabii ilk defa takvimin ortaya çıkması, takvim ihtiyacının belirtmesinin bir sonucuydu. Zamanı belirlemek isteyen insanlar o zamanı belirleyip yönetmek ve idare etmek amacını taşımışlardır. Bu doğrultuda Türklerde 12 Hayvanlı Türk Takvimi’ni oluşturmuşlardır. Bize ait olan ulusal bir takvim niteliğindeki 12 Hayvanlı Türk Takvimi’nin oluşumu ile ilgili ise şunları ifade edebiliriz: “Türkler savaşa giderken ve savaş, barış sürelerinin hesaplanmasında düşmanı haraca bağladılarsa bu sürenin ne kadar devam edeceği noktasında, zamanın ölçülmesine ve takvimin ortaya çıkmasına ihtiyaç duymuşlardır.

 

 

Tabii ki hayvanların otlatılması, üremesi ve ağaçların meyve vermesi gibi önemli hayvancılık ve ekonomik faaliyetler noktasında da takvim önemli bir belirleyici olmuştur. Anlatılana göre 12 Hayvanlı Türk Takvimi’nin ortaya çıkmasında da eski Türklerden bir kağanın göl kenarına oturmak suretiyle bu takvimi oluşturduğu ifade edilmektedir. Kağan, göle giren hayvanların isimlerini 12 Hayvanlı Türk Takvimi’ne vermiştir. Bu şekilde oluştuğu rivayet edilen takvimin dışında da tabii ki hem Türkler hem de dünyadaki diğer milletler tarafından çeşitli takvimler kullanılagelmiştir. Bunlardan en çok bilinenleri Rumi, Hicri ve Miladi takvimdir.

Bu takvimlerde zamanı belirlerken kullanılanlar ise güneşin ya da ayın hareketleri ve dünyanın ona karşı konumudur.

Dolayısıyla farklı formlarla ve farklı amaçlarla oluşturulmuş olan takvimler zamanın belirlenmesi için önemli bir unsur olmuşlardır. Yılbaşı ister Ocak'ın 1'i ister Mart'ın 21'i olsun yeni yıl kutlamaları ve yeni yıla giriş insanlar için birer mutluluk kaynağı olagelmiştir. Burada önemli ol toplumun dinamiklerini yansıtmak toplumu, milleti ayakta tutabilen değerleri ön plana çıkarabilmektir. Nitekim UNESCO yeni yıl kutlamalarını şölen ve törenleri koruma altına almış, bunların somut olmayan kültürel miras listesinde yer almasını istemiştir.

Türklerin de Nevruz Bayramı, Hıdırellez gibi önemli gün ve kutlamaları bu doğrultuda ele alınıp ifade edilebilir. Geleneğin ve görenin olmadığı, bunların yaşatılmadığı, halk arasında ve gençler arasında yayılmadığı toplumlarda elbette ki yerli olan değil yabancı olan kültürler yaygın hale gelecektir.

Kutlamalar ve mitoloji gibi önemli insan ihtiyaçlarının karşılanması, günümüze uyarlanması ve çeşitli medya organlarında yer alması oldukça önemlidir. Yerelleştirmenin yapılamadığı milli bilincin sağlanamadığı tüm etkinlikler zamanla formunu yitirir ve tamamen yabancı olan onun yerine alır.

Bu doğrultuda olayları ve olguları ele alırsak çok daha sağlıklı bir sonuca ulaşabiliriz. Doğala dönüş ve öze dönüş kapsamında düşündüğümüzde takvim, yeni yıl ve zaman döngüsünü yine öze dönüşün birer parçası olarak ele alıp değerlendirmek durumundayız.

Bu İçeriğe Ne Tepki Verirsiniz?